2 Mart 2009 Pazartesi

sosyalizm geri gelecek

Bu iddia bana ait değil.
Küresel ekonomik krizin bir türlü sona erdirilememesi ve bu süreçte ağırlıklı olarak finans şirketleri ve bankalara, “mali yardım” adı altında el konulmasını, bir tür devletleştirme olarak yorumlayan düşünce sahiplerinin tezi böyle.

Yazılarında;
“yaşanan ekonomik krizin mevcut dünya düzeninin bir başkası ile el değiştirmesi veya dönüştürülmesi sürecinin ilk kırılma noktası” olarak gören ve “yerle bir olan ekonomi mimarisi yerine yeni bir üretim yöntemi, paylaşım modeli, kısacası ekonomi mimarisi inşa edileceği “savındaki biri olarak, sosyalizmin yeniden neşvünema bulacağı iddiasına kayıtsız kalmak mümkün değil.

Öyle ya;
-yaşanan olağanüstü bir süreç ise,
-bu olağanüstü süreçte var olan tüm ekonomi mimarisi yerle bir oluyor ise,
-bu süreci kendi kanalında durdurmak, onarmak, geri çevirmek falan mümkün olamıyorsa,
-her şeyden önemlisi başta finans şirketleri ve bankalar olmak üzere zarar eden bir çok firmaya devlet hazinelerinden çeşitli adlar altında kaynak sağlanıyor ve karşılığında düpedüz o şirkete kamu ortak oluyorsa, yani -bildiğimiz lisanda diyelim- devletleştirme süreci söz konusu ise, tarihte hak ettiği yeri alamamış Gorbaçov ve Berlin Duvarı ile simgeleşen sosyalizmin bitişini tekrardan gözden geçirmekte ve “sosyalizm geri gelecek” tezini dikkate almakta yarar olabilir.

Lenin, Stalin, Varşova Paktı derken bir yüzyılı kapitalizm-sosyalizm çekişmesi ile geçiren insanlık, sosyalizmin bitişini pek de hakkını veremeden yaşadı. Doğu Bloku ülkelerinde Polonya ile başlayan “sosyalizmden kaçış” süreci ile dünyada ağırlıklı olarak uygulanan tek ekonomi modeli kaldı; liberal kapitalist ekonomik model.

Şimdi bunun sonuna gelindi ise, yeniden sosyalizmi ve giderek komünizmi, üstelik geçmiş bir yüzyıllık deneyimi de ilave bir kazanım olarak görerek, yeniden denemek ister mi insanlık?

Pratize edilmiş halini esas almak kaydıyla sosyalist yönetim biçiminin insan fıtratına aykırı olduğuna olan inanç ve değerlendirmemiz nedeniyle bu “yeniden denemenin” olmayacağı, en azından deneme yapılsa bile denenecek olanın sosyalist yönetim biçimi değil, farklılaştırılmış, karma yani mutant bir yönetim biçimi olacağı düşüncesindeyiz.

İnsanlık yeni üretim yöntemi, paylaşım yöntemi arayışlarında, bir geri adım atıp 1917’de başlayan sosyalist pratiği hatırlamak isteyebilir. Ancak yaşanan dert o denli büyük ki, iyileştirilmiş sosyalist yönetim pratikleri bile derman olmayacak, o yepyeni “etken madde” ile şekillenecek yeni dünya düzeni süreci, hız kesmeden yoluna devam edecektir.

22 Şubat 2009 Pazar

godot'yu beklerken...

Bir önceki yazıya, “TÜİK., sanayi üretim rakamlarını açıkladı. Aralık ayında sanayi üretiminde yüzde 17,6 lık düşüş var. Önümüzdeki günlerde açıklanacak işsizlik verileri de, sanayi üretimindeki bu rekor düşüşe paralel olacak muhtemelen” diye başlamışız.

Kötü haber geldi.
2008/Kasım ayı işsizlik rakamları, hepimizi hop oturtup-hop kaldıracak cinsten. Daha krizin ilk dönemi sayılan Kasım ayında işsizlik oranı yüzde 2,2 artarak, yüzde 12,3 olarak gerçekleşmiş. Yani Türkiye’de 2 milyon 995 bin kişi, Kasım itibariyle işsiz.
Yaklaşık 3 milyon kişinin işsiz olması demek; 3 milyon hanede ortalama 12 milyon kişinin işsiz olması anlamına geliyor. 3 milyon kişi kısa vadede iş edinemezse; kredi kart borcunu, kredi borcunu artık ödeyemeyecek, okula giden çocuğunun giderlerini, evinin gıda gereksinimini karşılayamayacak demektir. Yani 12 milyonluk bir nüfus alışveriş yaşamından çekilecek.

Bunun iktisat kurallarına göre anlamı açık; talebin 12 milyonluk potansiyel bakımından bir o kadar düşmesi, düşen talep nedeniyle arzın, yani üretimin azalması ve dahi yine en başa dönersek, sanayi ve hizmet üretiminin azalması, işyerlerinin kapanması, işsizliğin daha da artması…

İktisat aslında iç içe geçmiş dairelerin oluşturduğu veya birbirini tetikleyen “durum”ların oluşturduğu bir alan.

Bizim son tablomuz ne yazık ki, -adına ister resesyon deyin, ister başka bir şey- bu döngüye girdiğimizi gösteriyor. Bu döngüde, başladığımız yere gelebilsek ne iyi. Bu döngü başladığı yere tekrar gelmiyor, başladığı yerin hizasında, ama daha negatif bir noktaya gelip yoluna devam ediyor.

Bu durumun sadece biz farkında değiliz, bizi yönetenler, bizden önce bu durumun ayırdındadırlar şüphesiz.
İyi de, niye o zaman gereken önlemleri almıyorlar?

Sadece bizim yöneticilerimiz değil, dünyada ekonominin direksiyonunda oturan bütün sorumlular bu konuda hiçbir şey yapamıyorlar. Akıllara gelen, iktisat biliminin kabul ettiği tüm önlemler peşi sıra alınsa da, alınan önlemin oluşturduğu iyimserliğin sona ermesi için birkaç gün, hatta bazen birkaç saat dahi yetiyor.

Nereye kadar gidecek bu iş? Sonumuz ne olacak? Açlıktan birbirimizi mi yiyeceğiz?

Asla!
Yaşanan derin kriz nedeniyle insanlığın sonunun falan geldiği yok. Sadece bugüne kadar bildiğimiz ekonomik modellerin, üretim yöntemlerinin sonuna geldik.

Dünyada hâkim olan ekonomi mimarisi yerle bir oldu, yerine yeni bir üretim yöntemi, paylaşım modeli, kısacası ekonomi mimarisi inşa edilecek.

Ancak ne yazık ki, şu anda dünya coğrafyasını paylaşanlar bu yeni mimarisinin inşa edildiğini göremeyecekler. Bizler sadece mevcudun yıkılmasının tanıklarıyız. Belki bir sonraki kuşağımızdan itibaren yıkılan mimarinin yerine inşa edilecek olana karar verilmiş ve yapılandırılmaya başlanmış olacak.

Bizler ne yapacağız peki?

Sanırım, ömrümüzü Godot’yu bekleyerek tamamlayacağız.

9 Şubat 2009 Pazartesi

gidişat gerçekten kötü...

TÜİK., sanayi üretim rakamlarını açıkladı. Aralık ayında sanayi üretiminde yüzde 17,6 lık düşüş var. Önümüzdeki günlerde açıklanacak işsizlik verileri de, sanayi üretimindeki bu rekor düşüşe paralel olacak muhtemelen.

Sonuç, gidişat kötü, gerçekten kötü..

Eylül ayında başlayan küresel ekonomik krizin ilk günlerinde kapıldığım o tuhaf duygudan bir türlü kurtulamamıştım; “bu sıradan bir kriz değil…” Bana öyle geliyordu ki; ateşin bulunması, Fransız İhtilali, Berlin Duvarının yıkılması gibi insanlık tarihinin çok çok önemli olayları gibi bir şeyle karşı karşıyaydık. Etkilerini, sonuçlarını kısa vadede göremeyeceğimiz, ama toplum yaşamı için normal sayılabilecek 80-100 yıllık bir süreç içinde insanlığa getirecekleri ortaya çıkacak bir önemli olay olarak algılıyordum.

Bu algılamam hiç değişmedi. Bu konudaki düşündüklerimi paylaştıklarımın beni aşırı karamsar, fazla ütopik, abartılı bulmalarına rağmen aradan geçen beş ayın sonunda algılamam değişmediği gibi kuvvetlenerek daha açık ipuçları vermeye başladı.

Krizin yaşanmaya başladığı günden bu yana neredeyse tüm ekonomi yönetimleri, ardı ardına önlemler paketleri açıkladılar ve uyguluyorlar.İktisat biliminin tüm çözümleri uygulandı neredeyse. Ama sonuç olumsuz. Küresel ölçekte büyük bir daralma, işsizlik, finansal mimarinin dibine yerleştirilmiş “güvensizlik” dinamiti…

Yukarıda yazdığım karamsar algılamanın sahibi olarak, alınan önlemlerin çözüm getirmeyeceği, küresel ekonomik krizi sona erdirmeyeceği görüşündeyim. Öncelikle yaşananın bir “küresel ekonomik kriz” olmadığını kabulle işe başlamak gerek kanısındayım. Yaşanan, mevcut dünya düzeninin bir başkası ile değiştirilmesi veya dönüştürülmesi sürecinin ilk kırılma noktasıdır.

Şimdi bu “kabul”le başlarsak, düşüneceğimiz çözümler de mevcut uygulamalardan farklılaşacaktır.
Eh, bu "kabul" sahiplerinden biri olarak, bundan sonrasının epeyi zevkli olacağına bahse girerim. Gözlerimizi kapatıp önümüzdeki yıllarda bizi nasıl bir dünya düzeninin beklediğini hayal etmeye başlayabiliriz.

3 Ekim 2008 Cuma

6 Ekim'de, TRT1'de Kredi Kartlarını Anlatıyoruz


Boşanmalardan, intiharlara değin bir yığın toplumsal soruna yol açan kredi kartları konusunu, Tayfun Talipoğlu'nun sunduğu "Nasılsınız?" programnında anlatıyoruz.


Bir çok uzman konuk ile birlikte Tüketiciler Birliği adına katılacağımız programda çarpıcı veriler ve sorunları kamuoyu ile paylaşacağız.


Yayın tarihi: 06.10.2008

Yayın saati: 23:55

TRT1, "Nasılsınız?"

2 Ekim 2008 Perşembe

Kredi Kartında "Ramazan Bayramı" Mağdurları


Ülkemizde halen 41 milyon kredi kartı dolaşımda.
Yıllardan beri gerek Tüketiciler Birliği Genel Başkanı sıfatıyla ve gerekse mesleki sıfatımız gereği uğraştığımız, toplumsal ölçekte ortaya çıkan mağduriyetlere ilişkin bir şeyler yapma gayretinde olduğumuz bir alan kredi kartları.

Ülkemizde halen 41 milyon kredi kartı dolaşımda.
Yaklaşık 20 milyon insanımızın cebinde kredi kartı var ve kredi kartları nedeniyle her gün kartzedeler ordusuna yenileri ekleniyor.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında da, bu kez kimlerine göre aşırı yığılma, kimine göre güvenlik açığı nedeniyle bazı kredi kart sahipleri mağdur oldular.

Konuyu tüm detayları ile Bugün Gazetesinden Osman Asıltürk iki gün boyunca gazetesinde haberleştirdi. Aşağıda bu konudaki iki haber metnini yayınlıyoruz.

Öte yandan durumu tespit ederek kamuoyuna açıklayan Tüketiciler Birliği ile birlikte yürüttüğümüz çalışmalar medyada geniş yankı buldu. Şu an Tüketiciler Birliği’nin
www.tuketiciler.org sitesinde yeni mağdurlar için gerekli bilgiler ve dilekçe örneği yayınlanıyor.

BUGÜN GAZETESİ/01.10.2008
Kredi kartında çifte ödeme şoku...
41 milyon kart sahibi ekstrenizi kontrol edin...

Bayram öncesi kredi kartıyla alışveriş yapmak isteyen binlerce müşteri büyük bir şok yaşadı. Pos makinesine şifresini yazarak çekim yaptıran müşterilerin işlemi onaylanmadı. Belirtilen tutar nakit olarak tahsil edildi. Bankalar makineden çekilen tutarı müşteriye borç olarak kaydetti.

Bankaların iletişim sistemleri bayram öncesi yoğunluğa dayanamadı. Bankalar Arası Kart Merkezi'nde yaşanan sistem sorunu alışveriş için kullanılan pos makinelerinin çoğunu kilitledi. Sorun bununla da kalmayıp ciddi bir skandala dönüştü.

Denizli'nin Çivril İlçesinde telefonculuk yapan Haydar Aslan, bir müşterisinin kendi dükkanından alışveriş yaptığı sırada yaşanan olaydan şüphelendi. Dükkanında birçok bankanın pos makinesi bulunduğunu belirten Aslan, "Bir müşterim 95 YTL'lik alışveriş yaptı. Önce bizim pos makinelerinden tutarı çekmeye çalıştık. Müşteri şifresini girdikten sonra 'İşleminiz onaylanmadı. Lütfen bankanızla temasa geçiniz' şeklinde bir uyarı slipi çıktı. Tekrar denedik aynı şeklide oldu. Komşu dükkanlarda da aynı işlemi yaptık fakat sonuç yine değişmedi" diyerek yaşadıklarını anlattı

SLİPLERİ KONTROL EDİN
Durumu bildirmek için kredi kartını veren bankayı aradıklarını belirten Aslan, "Bankadan, 'İşleminiz onaylanmadı' uyarısı olan her işlemin ardından kalan müşterinin hesabından 3 kez paranın çekildiğini söylediler. Bankalar yaşanan krizi doğruluyor. 'İşlem onaylanmadı' uyarısı alındığı halde kart limitlerinden onaylanmış gibi gözüküyor. Şu an gerekli incelemeler yapılıyor. Müşterilerimizden yoğun şekilde geri dönüşler oldu diyorlar ve ardından telefonu kapatıyorlar" dedi. Haydar Aslan, bu sorunun bütün banka kartlarında yaşandığını belirterek müşterileri uyardı: "Bu tür sorunlar sıklıkla gündeme gelmeye başladı. Kredi kartı kullanan bütün müşteriler sliplerini veya ekstrelerini mutlaka kontrol etsinler. Çünkü ödeme zamanı geldiğinde büyük bir sürprizle karşılaşabilirler."
‘BORCU NAKiT OLARAK ÖDEDiM’İstanbul'da bayram alışverişine çıkan bir bayan müşterinin başına da aynı olay geldi. Aldığı ürünleri kasaya getiren müşteri borcunu kredi kartıyla ödemek istedi ancak pos makinesi bankayla bağlantı kurulamadığı uyarısı verdi. Kasadaki görevli işlemi iptal edip yeniden denedi ancak sonuç değişmedi. Şaşkın bir halde aracına binen müşteri başından geçenleri şöyle anlattı:

"Kasanın önünde kalmıştım. 160 YTL tutan borcu nakit olarak ödedim. Sonra kullandığım limiti kontrol ettim. Mağazaya ödediğim nakit tutar kadar bağlantı kurulamadığı söylenen hesabımdan da para çekildiğini gördüm. Hemen bankamı aradım ancak bayram tatili olduğu için bayramdan sonra aramamı isteyerek telefonu kapattılar. Benim durumumda olan binlerce müşteri olduğunu tahmin ediyorum. Herkes kart kullanırken dikkat etsin!"

HEDİYEMİ ALAMADIM
Denizli'de arkadaşına bayram hediyesi almak için alışveriş merkezine giden Hasan Durna'nın başından da buna benzer bir olay geçti. Girdiği her mağazada kartını kullanmak istediğinde uyarı alan Durna, başından geçenleri şöyle anlattı: "Hediye etmek amacıyla bir cep telefonu almak istiyordum. Telefoncuya gittim, kredi kartlarının böyle bir sorun verdiğini söyleyerek beni uyardılar. Onların ikazına inanmayıp gittiğim birkaç yerde de aynı sorunla karşılaşınca cep telefonu almaktan vazgeçtim."


MÜŞTERİ ZOR DURUMDABayram arifesinde alışveriş yapan tüketicilerin aşırı kullanım sonucu kredi kartı ödemelerinde aksamalar yaşadığı belirtildi. Bir başka Tüketiciler Birliği’nin Genel Başkanı olan Nazım Kaya da, bütün ikazlara karşın tüketicilerin bayram alışverişlerini kredi kartıyla yapmaya çalıştıklarını söyledi.

MAĞDURİYETİN TAKİPÇİSİYİZ
Mağazalardan alışverişlerini tamamlayarak kasaya gelip ödemelerini kredi kartıyla yapmak isteyen tüketicilerin hayal kırıklığı yaşadığını anlatan Kaya, ''Kredi kartının aşırı kullanımı nedeniyle bankalarla pos cihazları arasında ciddi oranda iletişim sorunu yaşanması tüketiciyi bayram öncesi mağdur etti. Hatlar yoğun, hat düştü diyerek kredi kartı yerine nakit para talep edildi. Bankalar da bu tür durumlara karşı hazırlıksız. Bu durumun takipçisi olacağız” dedi.

HACKER SALDIRISI OLABiLiR
Bayram öncesinde pos makinelerinin tıkandığı konusunda kendilerine yoğun şikayetler geldiğini söyleyen Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, "Görülüyor ki sorun daha da büyük. Bu artık müşterinin cebindeki paranın resmen çalınması anlamına geliyor. Bu durum bankaların iletişim sisteminde çok ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor" dedi.

Yaşanan krizin 'hacker saldırısı" şüphesini de akıllara getirdiğini ifade eden Deniz, "Artık bir saldırı mı yoksa sistemdeki çok ciddi bir açık mı belli değil. Bankalar krizin aşırı yüklenmekten kaynaklandığını ileri sürüyor. Kredi kartı sayısı çok arttı. Demek ki bankalar altından kalkamayacakları bir yükün altına girmiş oluyorlar" diye konuştu. Bülent Deniz şunları söyledi: "Bankalar, madem bu yükü kaldıramıyor neden bu kadar kart veriyor? İşin içinde suiistimaller var. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bir an önce olaya müdahale etmelidir."
http://www.bugun.com.tr/haber_detay.asp?haberID=41991


BUGÜN GAZETESİ/02.10.2008
Çifte ödemede halkı korsan korkusu sardı
Uzmanlardan bayramda kredi kartı kullanıcılarına önemli uyarılar.

Bayram öncesinde başlayan ve hala devam eden kredi kartı ile alışveriş krizi giderek büyüyor. Kredi kartı ile alışveriş yapan, ardından POS makinesine şifresini yazarak çekim yapılmasının ardından “işleminiz onaylanmadı” yazısına rağmen girilen tutarın hesaba geçtiği ortaya çıktı. Bu durum vatandaşlar arasında büyük paniğe yol açtı. Tüketiciler Birliği ise, vatandaşlara “hesap ekstrenizi kontrol edin” uyarısında bulundu.

TÜRKİYE AYAĞA KALKTI
Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Avukat Bülent Deniz, yaşanan paniği “Türkiye ayağa kalkmış durumda herkeste bir panik var. Tatil olduğu halde dernek olarak adeta mail bombardımanı altındayız” şeklinde yorumladı. Olayın daha da büyüyeceğini söyleyen Deniz, yaşanan krizin yoğunluktan kaynaklandığını zannetmediğini söyleyerek, “Geçen yıldan bu yana kredi kartlarında anormal bir artış söz konusu değil. Bankalararası Kart Merkezi’ne göre, bu artış 4 milyon civarında” ifadelerini kullandı.
BANKALARI ARAYINKredi kartı kullanıcılarına uyarıda bulunan Deniz, tüketicilerin bir an önce, mutlaka hesaplarını kontrol etmeleri gerektiğini vurguladı, “Olağan dışı bir hareketlenme var ise bayramdan sonra mutlaka yazılı olarak başvursunlar. İnternet bankacılığı imkanı olanlar hemen ekstrelerini kontrol etsinler.

Çünkü yeni ekstrelerin gelmesi bir hayli zaman alacaktır. İnternet bankacılığı imkanı olmayanlar da mutlaka ilgili bankaların müşteri hizmetlerini arasınlar ve hesaplarını kontrol ettirsinler.”Deniz, hesaplarda herhangi bir olağan dışı bir durum söz konusu ise müşterilerin sözlü olarak değil bayramdan hemen sonra mutlaka yazılı olarak başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.

SANAL KORSAN MI?
Bankalardan konu ile ilgili henüz bir geri dönüşün olmadığı uyarısında bulunan Bülent Deniz, “Zaten ne zaman kredi kartları ile ilgili bir şey yapmaya kalksak, bankaların tehditleriyle karşı karşıya kalıyoruz” şeklinde konuştu. Açıklamalarıyla dikkati sanal korsanlara da çeken Deniz, “Krizin aşırı yoğunluktan kaynaklandığına dair hiçbir emare yok ortada. Kişisel kanaatim bu bir hacker saldırısı ve bundan şu sonuç ortaya çıkıyor; demek ki sistem şu anda güvenli değil” diye konuştu.
http://www.bugun.com.tr/haber_detay.asp?haberID=42047

22 Eylül 2008 Pazartesi

"Verimli Ol, Tatillere Dokunma"



“Verimlilik, uzun tatiller, Cumartesi çalışalım mı” diye başladığımız yolculuk devam ediyor.
Gelen tepkilerden anlaşılıyor ki, bu konu düşünülmeye değer.
www.iyibilgi.com sitesinde köşe yazan Hatice Saadet Kalyoncu, Cumartesi… Cumartesi… yazımızdan yola çıkarak tartışmaya yeni boyut getiriyor. Yazar, konuya ilişkin iki yönlü tezleri dile getirip, tam da istediğimiz noktayı yakalayıp “verimli olduktan sonra, tatillere tecavüz niye” diyor.
Yazının tamamına
http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=24159 linkinden ulaşmak mümkün.

21 Eylül 2008 Pazar

Cumartesi Derken, Bayram Tatiline Dava Açıldı

Bir tartışma başlatılması dileği ile “Cumartesi… Cumartesi…” ile ülkemizdeki “tatil” olayını dile getirmiştim. Yazıma çok sayıda olumlu/olumsuz tepki geldi ve gelmeye devam ediyor. Önümüzdeki günlerde gelen tepkileri de içerecek yeni açılımlar için tartışmanın derinleşmesine katkı yapmaya çalışacağım.

Bu konuyu gündeme taşırken,
İzmir’de Stajyer Avukatlık yapan Tolga Küçük isimli bir yurttaşımız, dokuz günlük Ramazan Bayramı tatilinin iptali için dava açtı.

Önemli bulduğum bu girişime ait haber metnini ileriki günlerde alıntı yaptığım haber linkinin kaldırılma olasılığı nedeniyle http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Bayram_tatiline_iptal_davasi_199816_1&tarih=20.09.2008&Newsid=199816&Categoryid=1 adresinden aynen alıntılıyorum:
Bayram tatiline iptal davası
İzmir Barosu'nun stajyer avukatlarından Tolga Küçük, Bakanlar Kurulu tarafından ‘idari izin' adı altında Ramazan Bayramı tatilinin 9 güne çıkartılmasına tepki gösterdi. Danıştay'a gönderilmek üzere Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı'na dava dilekçesini veren vuran Küçük, Türk hukuk sisteminde kamu görevlilerine ülke çapında idari izin verilmesine olanak sağlayacak yasal düzenleme olmadığını savundu. Gelişmekte olan bir ülke olarak tatilleri uzatma yerine kısaltma, tüketici değil üretici toplum yaşantısına geçmek gerektiğini anlatan Tolga Küçük, ekonomik anlamda sanayici ve diğer işverenlerin işçisine ücret ödeyip, karşılığında hiçbir üretim elde edemeyeceğini belirtti.

9 GÜN TATİL BİZİM İÇİN LÜKS"
Tolga Küçük dava dilekçesinde, her yıl Türkiye'de 125- 140 gün tatil ortalaması olduğunun gerçek olduğunu, idari izin kararının, telafisi imkansız zararlar ortaya çıkarmadan, bir an önce yürütmesinin durdurulmasını ve bu idari işlemin iptal edilmesini istedi. Gelişmiş ülkelerde hiç rastlanmayan bu tip uygulamaların, henüz gelişmekte olan ülkemiz için çok lüks olduğunu dile getiren Küçük, sosyal yönden bakıldığında, geçiken adaletin adalet olmayacağı ilkesi doğrultusunda, ihtiyati tedbir ve tespitler bir yana, heyet oluşturulamayacağı için tutuklu bulunan mahkumların tutukluluk hallerinin bile incelenemeyeceğini belirtti.

"UZUN TATİL SOSYAL ÇÖKÜNTÜ NEDENİ"
Tolga Küçük, geleneklere göre bayramların büyük ve küçükler arasında iletişim yoğunluğu beklentisi yarattığını ancak, uzun izinlerin tatil havasına sokup, uzak yerlere giden insanların bayramın beklentisi içinde olan toplumda büyük sosyal çöküntü yarattığını da söyledi. Bu uygulamalar yüzünden zamanla törelerin bile yok olacağını öne süren stajyer avukat Tolga Küçük, bugünkü hükümetin bayram tatilini, daha önce piyasa ve iş düzenini kötü etkileyeceği düşüncesiyle uzatmadığına, aynı gerekçelerin halen var olmasına rağmen bu sefer uzatıldığına dikkat çekti.

"KANUNEN BÖYLE BİR HAK YOK"
Tatillerin uzun sürmesi nedeniyle uzak yerlere gitmeyi düşünen insanların, trafik terörüne kurban gittiğine dikkat çeken Avukat Tolga Küçük, en son 9 güne uzatılmış tatilde, ülke genelinde trafik kazasında 153 kişinin öldüğünü, 383 kişinin yaralandığını, günümüzdeki savaşlarda bile bu kadar kısa sürede böyle kayıplar verilmediğini dile getirdi. Bu uygulamanın aynı zamanda Anayasa’nın eşitlik ilkesine de ters düştüğünü iddia eden Küçük, onbinlerce polis, doktor ve sağlık personelinin kanunen zaten böyle bir hakları bulunmadığına da değindi.

12 Eylül 2008 Cuma

Cumartesi... Cumartesi...

Mutlaka işin uzmanları ölçmüşlerdir, ya da bu konuda bir araştırma yapılmadı ise, mutlaka tez elden yapılmalı…
Şu “Cumartesi” günü, yarım gün çalışılması işi..
Yarım gün çalışma günü olarak uygulansa; ne kazanırız, maliyeti ne olur?
Bu araştırılmalı, eğer yapılmadıysa…
Benimle yaşıt olanlar, hatta birkaç yaş geriden gelenlerimiz hatırlayacaklardır; Cumartesi günleri yarım gün okula giderdik.
Küçüklüğümün puslu görüntüleri arasında seçiyorum bu eylemi.
Sonra ne oldu ise, hangi gerekçe ile bu uygulama kaldırıldı, hatırlamıyorum. Ancak aklım erdiğinden, geriye doğru anılarımda gidebildiğim en uzak noktaya kadar gittiğimde, Cumartesi gününü tatil olarak biliyorum.
Zaman zaman gazetelerde görürüz; “Türkiye, en çok tatil yapılan ülke” manşetlerini… Önümüzde bir Ramazan Bayramı tatili var. Önünü ardını hafta sonlarına yamayıp, aradaki bir buçuk günlük çalışma zamanını da görmezden geldik mi, alın size dokuz günlük tatil.
Gerçekten de yılın üçte birlik bölümünü neredeyse tatille geçiriyoruz.
Peki, Türkiye olarak bizlerin böyle bir lüksü var mı?
Hazır 2008 yılının son çeyreğinde iyice düşen büyüme rakamlarının gölgesinde, yaklaşan dokuz günlük Ramazan Bayramı arifesinde, bu konuyu tartışmanın tam da sırası geldi düşüncesindeyim.
Haftalık beş günlük çalışma zamanının bir kısmını da resmi tatillere, önü-arkası hafta sonlarına bağlanıp uzatılıveren bayramlara kaptıran bir ülkenin ekonomisi ve gelişmesi için iyi beklentilere sahip olmak pek mümkün görünmüyor.
Adliyelerde dağ gibi yığılan ve beş-altı ay sonrasına duruşma günü verilen dosyalar, ameliyat için aylarca beklemek zorunda olan hastalar… Bu listeyi uzatmanız, kamu hizmeti verilen her birimde bu sıkışıklığı, sıra beklemeyi teneffüs etmeniz mümkün.
Özel sektöre gelince, iş yasalarının getirdiği sınırlamalar doğrultusunda vardiya, fazla mesai vb. çeşitli çözümlerle “Cumartesi” açığını bir şekilde kapatıyor. Ama bu sefer de, Cumartesi tüm finans sisteminin tatilde olması nedeniyle kapatılmaya çalışılan üretim açığının ancak bir kısmı ile yetinmek zorunda kalınıyor.
Öte yandan şu “Cumartesi” meselesinde karşımıza çıkan yeni bir olgu da, küresel ısınma… Küresel ısınma nedeniyle “mevsim normalleri” denilen seviyenin yukarıya doğru gittiği, mevsimlerin kaydığı, hatta bahar mevsiminin neredeyse ortadan kalkmakta olduğu bir gerçek. Yılın büyük bölümü, çok sıcak ve nemli günlerden oluşuyor artık.
Hava sıcaklığının ve yüksek nemin verimliliği düşürdüğü bilimsel bir saptama. Bu durumda klasik olarak yıllardan beri uygulandığı şekilde Eylül’de başlayıp Haziran sonunda biten öğretim yılı meselesinde, küresel ısınma nedeniyle yeni bir durum ile karşı karşıya geliniyor. Pratikte Kasım başına kadar bir türlü tam anlamıyla başlayamayan eğitim yılı, neredeyse Mayıs ortasında tatile giriveren okullar.
Eğitim-öğretim faaliyetinin verimli ve çocuk ve gençlerimizi yarınlara hazırlayıcı nitelikte olması için belirli bir sürenin okulda eğitimle geçirilmesi gerekiyorsa ve ne yazık ki iklim koşulları nedeniyle bu sürenin başında ve sonunda verimsizliğe mahkûm olunuyorsa, çözümü bir de “Cumartesi”de aramalıyız sanki.
Kasım’da başlayıp Nisan sonunda bitecek ve verimliliği arttırılmış bir öğretim yılı için Cumartesileri de işin içine kattık mı, acaba kayıpta mı olacağız, kazançta mı?
Şu kayıp-kazanç sorusunu, bir de yazının başında sorduğumuz gerekçe ile yineleyelim; “Cumartesi günü yarım gün çalışma zamanı olarak uygulansa, Türkiye bundan kazançlı mı çıkar, yoksa atılan taş ürkütülen kurbağaya değmez mi?

2 Haziran 2008 Pazartesi

Ahmet İyimaya'nın Yasa Teklifine Destek


Kredi Kartları konusunda belli ölçüde disiplin getiren 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Hakkındaki Kanun 23.02.2006 tarihinde kabul edildi.

Yasanın hazırlanması ve yasalaşması döneminde Genel Başkanlık görevini yürüttüğümüz
Tüketiciler Birliği adına gerçekleştirdiğimiz tüm katkılarda, yasanın bu hali ile kabul edilmesi durumunda, toplumdaki kredi kart rahatsızlığının ancak kısa bir süre için giderileceğini, ancak kredi kartlarına uygulanan faiz oranlarının sabit parametreler ile belirlenmemesi halinde bu sorunun tekrar ülke gündemine geleceğini ifade etmiştik.

Nitekim aradan iki yıl gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen kredi kartlarına uygulanan yüksek oranlı faizler nedeniyle çok sayıda tüketicinin ödeme güçlüğü içine girdiği ve şu anda kredi kartları nedeniyle oluşan borç stokunun 35 milyon YTL. civarında olduğu gözlemlenmektedir.

Bu konudaki
endişelerimizi geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaşmış ve bu sorunun daha da büyümeden yasal düzenlemeye kavuşturulması gerektiğini belirtmiştik. Nitekim AKP Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya tarafından 22.05.2008 tarihinde TBMM. Başkanlığı’na sunulan bir yasa teklifi ile kredi kartlarına uygulanacak azami faizin, mevduata uygulanan faiz oranının iki katından fazla olamayacağı önerilmektedir.

Yasa teklifinin kamuoyuna açıklanmasının ardından insafsız faiz uygulayarak kredi kartları sektöründen ciddi kâr elde eden başta bankalar olmak üzere ilgili kesimlerden olumsuz tepkiler geldi. Giderek iktidar partisinin mensubu tarafından verilen yasa teklifi, ilgili bakanlar tarafından dahi eleştiri konusu yapıldı.

2 Haziran, saat 16:00-17:00 arasında konuk olarak katıldığımız TGRT FM. de yayınlanan Dünya Dönerken programında, yasa teklifine yöneltilen olumsuz eleştirileri değerlendirerek, bu konuda AKP Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’nın yasa teklifine olan açık desteğimizi ifade ettik.

Yasa teklifine ilişkin diğer teknik değerlendirmeleri ve önerilerimizi de, önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşacağız.

Tüketici Hakları Seminerleri Devam Ediyor


1997 yılınan bu yana sürdürülen tüketici hakları seminerleri ile tüketicilere haklarını ve hak arama konusunda izlemeleri gereken süreçleri anlatmaya devam ediyoruz.

Her yıl yaklaşık beş bin civarındaki tüketici ile doğrudan gerçekleştirilen seminerlerde; yaklaşık olarak bir saat süre boyunca tüketici olarak haklarımız nelerdir, hak aramada hangi yöntemleri kullanacağız, örgütlü ve sivil olmanın yararları gibi soruların yanıtlarını arıyoruz.

Sivil toplum örgütleri, firmalar, siyasi parti örgütleri, belediyeler gibi çok çeşitli kuruluşların üye ve mensupları üzerinde gerçekleştirilen seminerle ilgili taleplerinizi mbulentdeniz@gmail.com adresine bildirebilirsiniz.