25 Mayıs 2008 Pazar

Enerji Üst Kurulu, Akaryakıtta Fahiş Kâra Seyirci Kaldı

24.05.2008
Akaryakıt fiyatları hızla tırmanıyor. Ancak bu artış sadece dünyadaki dalgalanmadan kaynaklanmıyor. Ana dağıtım şirketlerinin fahiş kâr oranları yüksek fiyatın önemli sebepleri arasında. EPDK ise farklı illerde bile aynı fiyat uygulamasının normal olduğu görüşünde.

Tahminleri altüst ederek 135 dolara kadar tırmanan petrol fiyatı araç sahiplerinin cüzdanındaki yangını büyütüyor. Yıl başında 3,14 YTL'den satılan 95 oktan benzinin litresi 3,5 YTL'ye dayandı. Söz konusu artış sadece petroldeki tırmanıştan kaynaklanmıyor. Ana dağıtım şirketlerinin tatlı kârlarını katlamaları ve yüksek oranlı vergiler de pompadan damlayan zamların ana sebepleri arasında gösteriliyor.

Tüketici dernekleri söz birliği etmişçesine farklı illerde bile aynı fiyata benzin, LPG ve motorin satan şirketlere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ile Rekabet Kurulu'nun daha etkin bir denetim getirmesi gerektiği görüşünde. Tüketici hakları uzmanı avukat Bülent Deniz ise akaryakıttaki tablonun rekabet ihlali anlamına geldiğini dile getirerek, "Her iki kamu otoritesinin olaya el koyması lazım." dedi.

Zaman, 28 Nisan'da, 'Fiyat serbestliği benzine ucuzluk yerine zam getirdi' başlığıyla duyurduğu haberde, sektörde fiyatın serbest bırakıldığı 2005'te bayi kârlarının neredeyse ikiye katlandığına dikkat çekmişti.

Petrol Sanayi Derneği ise bir litre akaryakıtın yüzde 60'nın vergi, yüzde 22'sinin rafineri payı olduğunu, fiyat belirlenmesinde geriye yüzde 18'lik bir kısmın kaldığını ifade ediyor. Petrol Piyasası Kanunu, akaryakıt fiyatlarını serbest bırakmakla beraber Enerji Üst Kurulu'nu rekabetin ihlal edildiği veya bu tür şüphelerin oluştuğu durumlarda tavan fiyat belirlemeye yetkili kılıyor. Kurul, rekabetçi fiyat konusunda herhangi bir olumsuzluk tespiti durumunda, tavan veya taban fiyata müdahale edebiliyor. Ancak EPDK, Zaman'a şimdiye kadar bu yetkisini kullanmadığını açıklarken dalgalanmanın dünya petrol fiyatındaki hızlı artıştan kaynaklandığını savundu.

Akaryakıt fiyatlarındaki 'dar alanda rekabet paslaşması' tüketicilerin tepkisini çekiyor. Tüketici Hakları Uzmanı Avukat Bülent Deniz, akaryakıt fiyatlarının serbestçe belirlendiği bir ortamda istasyonlarda aynı veya benzer fiyatlardan satış yapılmasının tüketicilere haksızlık olduğunu vurguladı. Enerji Kurulu'ndan fiyatları incelemeye almasını isteyen Deniz, "Serbest piyasa deniyor, ama fiyat rekabeti yok. Şirketler Enerji Kurulu'na tavan veya bayiler için tavsiye fiyatları bildiriyor. Küçük farklar hariç aynı fiyatlar. Burada tüketicilerin mağduriyeti söz konusu. EPDK'nın yanı sıra Rekabet Kurulu da olayı incelemeye almalı ve gerekeni yapmalıdır." çağrısında bulundu.

Kanunun 10. maddesi şöyle: "...Ancak, petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması halinde, gerekli işlemlerin başlatılmasıyla birlikte, her seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her aşamasında, bölgesel veya ulusal düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat tespitine ve gerekli tedbirlerin alınmasına kurum yetkilidir. Belirli bölgelere ve belirli amaçlara yönelik olarak fiyatlara müdahale edilmeksizin kullanıcıların desteklenmesinin usul ve esasları ile miktarı bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir."

Akaryakıt ana dağıtım şirketlerinin EPDK'ya bildirdikleri fiyatlarda, örneğin 95 oktan kurşunsuz benzinin litresi söz birliği edilmişçesine 3,49 YTL olarak sıralanıyor. Motorinde de durum aynı, listedeki litre fiyatı peş peşe 3,19 şeklinde diziliyor. Söz konusu fiyatlar bütün istasyonlarda aynen ya da çok küçük farklılıklarla pompaya yansıtılıyor. Bu duruma tepki gösteren tüketiciler, Üst Kurul'un neden 'rekabet' incelemesi başlatmadığını açıklamasını istiyor. Benzin zamlarında gözlerin çevrildiği Enerji Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili, "Ocak 2005 itibarıyla akaryakıt fiyatları serbest bırakıldı ve sorumluluk EPDK'ya verildi. Sadece Kurul, rekabeti engelleyici veya kriz durumlarında taban veya tavan fiyata sınırlama getirebilir. Bunun dışında akaryakıt fiyatları oluşumunda ne Enerji Bakanlığı'nın ne de hükümetin hiçbir yetkisi yok. Sadece Bakanlar Kurulu sektörel teşvik yapmaya yetkili." bilgisini verdi. Petrol konusunda hassas bir süreç yaşandığına dikkat çeken aynı kaynak, bu zor dönemde Enerji Üst Kurulu'nun gelişmeleri yakından izlemesi, bütün kesimlerin de üzerine düşeni yapması gerektiğini belirtti.

Türkiye, petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 90'ını yurtdışından temin ediyor. Dolayısıyla fiyat dalgalanmalarından anında etkileniyor ve enerjiye ödediği miktar katlanıyor. Maliye Bakanlığı'nın hesaplamalarına göre ham petroldeki 1 dolarlık artışın ek maliyeti 530 milyon doları buluyor. Fiyatların 150-200 dolara çıkması, yıllık maliyeti 40-50 milyar dolar rakamlarına çıkaracak. Uluslararası piyasalarda yükselen petrol fiyatlarını değerlendiren uzmanlara göre, artışın ana sebebi ABD'nin takındığı tavır. Aynı zamanda hem en büyük tüketici hem de önemli üreticiler arasındaki bu ülkede ham petrol en pahalı olarak 70 dolara üretiliyor. Dolayısıyla şirketlerin aşırı kâr isteğiyle spekülatörlerin tatlı kazanç hırsı birleşince fiyatlardaki tırmanış durmuyor.

'Rekabet payımız yüzde 18'Akaryakıt sektöründe rekabetin var olduğunu savunan ana dağıtım şirketlerinin temsilci kuruluşlarından Petrol Sanayi Derneği (PETDER), yüksek vergi yüzünden rakamların küçük miktarda kaldığını ifade ediyor. Derneğin Genel Sekreteri Dr. Erol Metin, sektörde çok ciddi rekabetin yaşanmasının mümkün olmadığını belirterek, şunları söyledi: "Bir litre akaryakıt fiyatında yüzde 60 vergi var. Rafineri payı da yüzde 22. Dolayısıyla fiyat belirlenirken yüzde 82'si bizim kontrolümüz dışında. Sektör oyuncularına rekabet alanı olarak geri kalan yüzde 18'lik kısım kalıyor. Buna da dağıtım, depolama, nakliye, bayi kârı dahil. Bu kadar dar bir alanda ne kadar rekabet yapılabilir? Buna rağmen, istasyonlarda farklı fiyatları görmek mümkün. Şirketler, EPDK'ya tavan fiyatlarını bildiriyor. Rekabet az da olsa bunun altında yaşanıyor. Ama, yüzde 18'lik bir dilimde ciddi bir rekabet yapmak çok zor."

EPDK: Henüz fiyatlara müdahale etmedikFiyatlarda üst ve alt sınır belirleme yetkisi verilen EPDK, şimdiye kadar bu yetkisini kullanmadığını açıkladı. Zaman'ın konuyla ilgili sorusuna yazılı cevap veren kurum, "Dünya petrol fiyatlarının hızlı artışına paralel olarak ülkemizde akaryakıt fiyatları artış eğiliminde olup, bayi, dağıtıcı, rafineri ve dünya piyasalarındaki fiyatlar da kurumumuz tarafından izlenmektedir. Kanunun ilgili maddesi piyasa düzenini bozucu olağanüstü durumlarla ilgili olup, bu aşamada ve bugüne kadar kanunun 10. maddesi kapsamında herhangi bir işlem yapılmamıştır." ifadelerini kullandı.

Petrol fiyatlarındaki artış oto satışlarını vuracakPetrol fiyatlarındaki tırmanış araç sahipleri kadar, üreticilerini de endişelendiriyor. Ford Otosan Yönetim Kurulu Üyesi Ali İhsan İlkbahar, "Bu vergilerle, bu benzin fiyatlarıyla -ki, dünyanın en pahalısıdır-, Türkiye'deki pazarın daha fazla büyümesi mümkün değil." dedi. Son 3-4 ay zarfında ekonomide çok şeylerin değiştiğini, yakıt fiyatlarının 130 doları geçtiğini aktaran İlkbahar, aynı zaman zarfında çelik fiyatlarının da ton başına 550 Euro'dan 700 Euro'ya çıktığına işaret etti. Türk Ekonomi Bankası'nın (TEB) şubat ayında Bursa'da düzenlediği 'Otomotiv Sektörü Gelecek Stratejisi Konferansı'nın çözümünden oluşan rapor sektör temsilcilerine dağıtıldı. Törenin açılışında konuşan İlkbahar, Amerikalı bir danışmanlık şirketinin Türkiye şubesini kuran Harward mezunu bir gencin, "Sene sonunda petrol fiyatlarını 200 dolara göre hesabınızı yapın." dediğini ifade ederken de "Tabii ki çelik fiyatları da onu takip edecek muhakkak. Bu nihai ürüne intikal ettiğinde, ben inanıyorum ki Avrupa pazarında otomotiv bir resesyona girmek zorunda olacak ve yahut da girmemesi için maliyetleri indirmek zorunda kalacağız. Türkiye'de yakıt fiyatları da benzer şekilde artınca 5 lirayı rahatça bulacak. Litresi 5 liraya gelindiğinde insanlar otomobil kullanmakta zorlanacaklar." değerlendirmesinde bulundu. Ardından olumsuzluklara karşın sektörün geleceğine olan inancını koruduğunu da dile getirdi.

TEB Genel Müdürü Varol Ciliv de dünyayı etkisine alan ABD'de merkezli krizin hafif hafif sonuna gelindiğini belirtirken, ancak bu durumun reel sektör ve üretim üzerindeki olumsuz etkilerinin süreceğini kaydetti. ABD ekonomisindeki yavaşlamanın süreceğini, dolaylı olarak bunun Çin ve Hindistan ile genel olarak dünya ekonomilerini de etkilemeyi sürdüreceğini anlatan Ciliv, "Gururla söyleyebilirim ki; dünyanın en sağlam sektörlerinden biri Türkiye'deki bankacılık sektörüdür. Çünkü bankacılık sektörü, yaşanan krizlerin ardından çok ciddi bir yeniden yapılanma yaşadı." diye konuştu.Haberin Kaynağı

13 Nisan 2008 Pazar

"6802 ayıbı ne zaman düzelecek?"


İletişim hizmetlerinden alınan “özel iletişim vergisi”ni değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "özel iletişim vergisi kaldırılmalıdır” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

17 Ağustos 1999 Depreminin ardından ortaya çıkan ekonomik kayıpların telafisi amacıyla 2002 yılı sonuna kadar geçici olarak uygulanmak üzere cep telefonu abonelerinden % 25 oranında Özel İletişim Vergisi (ÖİV) tahsil edilmeye başlanmıştır. Bu verginin ihdasında öngörülen süre bitmiş olmasına rağmen, yürürlüğü iki kez uzatılmış ve nihayetinde ÖİV. kalıcı hale getirilmiştir.

Şu anda cep telefon iletişiminden % 25 ÖİV., % 14 maktu vergi, % 18 KDV. ve hazineye yatırılan % 15 oranındaki Hazine Payı üzerinden de, % 25 ÖİV. Ve % 18 KDV. alınmaktadır.

Bu vergi oranları ile Türkiye, cep telefonu iletişiminden en fazla vergi alan ülke durumundadır. Ülkemizi % 30 vergi oranı ile Uganda, % 28 vergi oranı ile Zambiya ve Brezilya izlemektedir. Gelişmiş ülkelerde ise, cep telefonu hizmetinden alınan vergi oranı % 15-25 arasında bulunmaktadır.

Ülkemizdeki abone sayısı dikkate alındığında cep telefonu hizmeti toplum tarafından temel bir ihtiyaç olarak kabul edilmektedir. Tüketicinin temel bir ihtiyaç olarak kabul ettiği cep telefonu hizmetinden bu denli yüksek oranda vergi alınması; temel ve evrensel tüketici haklarından biri olan "temel ihtiyaçların karşılanması hakkı”nı engellediği gibi yüksek oranda alınan bu dolaylı vergi nedeniyle vergide ve dolayısıyla gelir dağılımında adaletsizliğe neden olunmaktadır.

Bu nedenle siyasi iktidar 6802 sayılı Gider Vergileri Yasasının 39. maddesini yürürlükten kaldıracak girişimi yaparak, ülkemiz tüketicisine reva görülen bu ayıbı temizlemelidir.

Mehmet Bülent Deniz

5 Nisan 2008 Cumartesi

"kredi borçları alarm veriyor"


Kredi kartları ve bireysel kredi borcunu ödemeyen kişi sayısındaki artışı değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "kredi borçlarındaki artış alarm vermektedir” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Merkez Bankası verilerine göre, kredi kartı ve bireysel kredi borcunu ödemeyen kişi sayısı; 2007 yılının tamamında 266.472, 2008 yılının ilk iki ayında bireysel kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı 24.916, kredi kart borcunu ödemeyenlerin sayısı 96.685 olmak üzere toplam 121.601 olmuştur. Yani 2008 yılının iki aylık toplamı, geçtiğimiz yılın 12 aylık toplamının neredeyse yarısına ulaşmış bulunmaktadır.

2008 yılının ilk iki ayında kredi kart borcunu ödemeyen 96.685 kişi bakımından Bankalararası Kredi Kartları Merkezi verileri dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; ödenmeyen kredi kart borç stokunun 33.000.000 YTL. civarında olduğu görülmektedir. Ekonominin genelindeki olumsuzluğun artarak devam etmesi halinde bu rakamların daha da artacağı düşünülmektedir.

Açıklanan verilere ilişkin bu değerlendirmeler, Türk halkının kredi borç stokunun tehlikeli bir şekilde yükseldiğini göstermektedir. Küresel ekonomideki olumsuz gelişmeler ve açıklanan son enflasyon rakamları ve diğer iç dinamiklerdeki olumsuzluklar dikkate alındığında, tüketiciler için oldukça sıkıntılı bir döneme girilmiştir.

Tüketicilerin bu dönemde ihtiyaçlarını doğru belirleyerek, alışverişlerini gerçekleştirmeleri, kredi kartı veya bireysel kredi kullanımında dikkatli hareket etmeleri gerekmektedir. Gerekli olmayan lüks tüketim için yapılacak harcamalar, tüketici için kabusa dönüşecektir.

Mehmet Bülent Deniz

30 Mart 2008 Pazar

"KREDİ KARTINDA FAİZ SORUNU ARTIK ÇÖZÜMLENMELİDİR"


TBMM. gündemindeki Türk Ticaret Yasa Tasarısı çalışmalarını değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "kredi kartı faizinde, sorunu köklü biçimde çözecek yaklaşımlar desteklenmelidir” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Kredi kartında 2001 yılından bu yana yaşanan toplumsal ölçekteki sorunun ana kaynağı, bankalarca uygulanan yüksek oranlı gecikme ve temerrüt faizidir. Ekonominin diğer parametreleri ile uyumsuz, yüksek oranlı faiz uygulamaları nedeniyle 2003 ve 2006 yıllarında olmak üzere, iki kez kredi kart borçlarının yeniden yapılandırılarak ödenmesini sağlayacak yasa çalışması yapılmış, nihayet 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası çalışmalarında, kredi kartında uygulanacak gecikme ve temerrüt faizi konusu ayrıntılı bir şekilde tartışılmıştı.

O süreçte, kredi kartlarına uygulanacak gecikme ve temerrüt faiz oranının, ekonominin diğer parametreleri ile koşut olarak belirlenmesine ilişkin toplumsal talepler yasakoyucuya iletilmiş; örneğin faiz oranının “mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının iki katı, tüketici kredisi oranı” gibi çok çeşitli önerilerde bulunulmuştu.

Ne yazık ki, 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası bu taleplerin uzağında bir düzenleme ile çıkarılmış, kredi kartına uygulanacak azami faiz oranının, her üç ayda bir Merkez Bankası tarafından belirlenmesi hükmü getirilmişti. Bu düzenleme kredi kartındaki faiz sorununu çözememiştir. Çünkü Merkez Bankası tarafından açıklanan oranlar, yüksek bulunarak, eleştiri konusu olmuştur. Örneğin; Merkez Bankası tarafından ilan edilen son rakamlar gereğince, gecikme faiz oranı % 4.93, temerrüt faiz oranı ise % 5.68 olarak belirlenmiştir. Yıllık enflasyon oranı, diğer kredilerde uygulanan faiz oranları gibi ekonominin diğer bütün parametreleri dikkate alındığında, yapılan bu belirlemenin gerçeklerden uzak ve fahiş olduğu görülmektedir.

2006 yılında çıkarılan yasa gereğince yeniden yapılandırılarak tasfiye edilen kredi kart borçları ve borçlu sayısında kısmi bir rahatlama sağlanmasına rağmen, yüksek faiz oranları nedeniyle çok kısa süre sonra kredi kart borçlularının ve borçlarının sayısında ciddi artışlar meydana gelmeye başlamıştır.

Yüksek faiz sarmalında sıkışan ve sayısı yüzbinlerle ifade edilen kredi kart hamili icra takiplerine maruz kalmıştır. Tahminlere göre bir milyon civarındaki kredi kart hamilinin de, icra takibi aşamasına geldiği düşünülmektedir.

Geçtiğimiz günlerde TBMM. gündeminde bulunan Türk Ticaret Yasa Tasarısı’na eklenecek bir hüküm ile kredi kartlarında faiz oranlarının, tüketici kredisi faiz oranlarına endekslenmesinin düşünüldüğü konusu basına yansımıştır.

Bu gelişmeyi olumlu olarak nitelendiriyor ve destekliyoruz. Bankaların uyguladıkları yüksek kredi kartı faiz oranları nedeniyle toplumsal huzuru zedeleyen gelişmenin köklü şekilde engellenmesini sağlayacak bir yasal düzenleme mutlaka yapılmalıdır.

Ancak Türk Ticaret Yasası çalışması bünyesinde yapılması düşünülen bu çalışmanın;

-Türk Ticaret Yasası’nın temel yasa niteliğinde olması ve hacmi nedeniyle tasarının görüşülmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesinin uzun zaman alabileceği,
-Halen yürürlükte bulunan 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası’nın konuyu düzenleyen özel yasa olması,

nedeniyle öncelikle mevcut 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası’nda bir değişiklik yapılarak, bankaların kredi kartlarına uygulayabilecekleri azami gecikme ve temerrüt faizi oranlarının belirlenmesi yetkisi Merkez Bankası’ndan alınarak, ekonominin herhangi bir temel parametresine bağlanmalıdır.

“Tüketici kredisi faiz oranı, mevduata uygulanan en yüksek faizin iki katı, gerçekleşen enflasyon oranının iki katı, vb.” kurumların ve kişilerin keyfi değerlendirmelerine kapalı bir belirleme yöntemi ile kredi kartında yaşanan faiz kabusunun sona ereceği açıktır.

Mehmet Bülent Deniz

16 Mart 2008 Pazar

16 MART 1968. MY LAİ 40 YAŞINDA...






MY LAİ'DE 40 YIL ÖNCE...





16 Mart 1968.
Vietnam'daki ABD vahşetinde yeni bir gün yaşanıyor.

Saat 08:00
ABD ordusunun Americal tümeninin Charlie bölüğü, Son My bölgesindeki My Lai köyünde Vietkong'lu aramak için helkopterlerle köye indirildi.

Yüzbaşı Ernest L. Medina ve Teğmen William Rusty calley konutasındaki askerler önce My Lai köyünü top ateşine tuttular. Akabinde müfrezeler köye girdiler.

Askerler köyün her tarafında Vietkong askeri aramaya başladılar. Ancak bir tek Vietkong askeri bile köyde yoktu. Bütün evler ateşe verildi. Evlerden fırlayan erkek, kadın, çocuk, hayvan, ne varsa öldürmeye başladılar. 100 köylüyü bir hendeğe doldurup taradılar. Genç kadınlar öldürülmeden önce tecavüze uğradılar.

Sonuç: Yakalanan bir tek Vietkong askeri bile yok. Öldürülen 504 suçsuz insan.

Aradan 40 yıl geçti.
My Lai katliamı, 40 yıldır değişik versiyonlarla devam ediyor.

24 Şubat 2008 Pazar

"sağlıkta GERİYE dönüşüm"


Sağlık Bakanlığı’nın 15.02.2008 tarihli Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği’ni değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "rekabet koşullarını ortadan kaldıran bu yönetmelik, tüketicilerin kaliteli ve ucuz sağlık hizmeti almasını engellemektedir” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Sağlık Bakanlığı tarafından 15.02.2008 tarihinde yayınlanan bir yönetmelik ile Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak; özel hastanelerin nüfus ve hasta sayısı ile hastalık yüküne göre, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak planlama doğrultusunda açılabileceği hükmü getirilmiştir.

2002 yılında AKP iktidarı ile başlatılan “sağlıkta dönüşüm” projesi ile kamuya bağlı sağlık kuruluşlarından sağlık hizmeti edinenlerin, sosyal güvenceleri kapsamında özel sağlık kuruluşlarından da yararlanması sağlanmış, böylelikle kamu eli ile sunulan ve her bakımdan yetersiz olan sağlık hizmeti üzerindeki yığılmanın önüne geçilmesi ve yurttaşın kaliteli sağlık hizmetine ulaşması amaçlanmıştı.

Bu proje nedeniyle çok sayıda özel sağlık kuruluşu gelişen sektörde yerini almaya başlamış, sektörde ciddi yatırım süreci başlamıştır. Ancak Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan bu yönetmelik ile sağlık sektöründeki özel girişimin önü kesilmek istenmektedir.

Buna göre; nerede özel sağlık kuruluşunun açılabileceği Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenecek, özel sağlık kuruluşlarının belli bölgelerde yığılmasının önüne geçilmesi gerekçesi ile bu sektördeki serbest girişimin önü kesilecektir.

Serbest ekonomi düzeninde yatırımcı faaliyetinin kamu tarafından planlanmaya ve giderek yasaklanmaya kalkılması, sonuçta gerekli rekabet ortamının sağlanmaması nedeniyle hizmeti edinen yurttaş bakımından “kaliteli ve ucuz” hizmete ulaşmasını engelleyecektir

Öte yandan aynı yönetmelik ile getirilen kriterlerin ağırlaştırılması ile ancak çok büyük sermaye gruplarının özel sağlık sektörü alanında yatırım yapabilmesinin önü açılmakta, bu sektörde faaliyet yapma niyetindeki diğer küçük sermaye gruplarının önü kesilmekte, sonuçta “tekelleşme”nin önü açılmaktadır.

Bu durum başta Anayasa olmak üzere tüketici haklarına ilişkin düzenlemelere aykırı olduğu gibi, AKP iktidarı ile başlayan “sağlıkta dönüşüm” projesinde, geriye doğru gidişi ifade etmektedir.

Yönetmelikten etkilenen ilgili sektör kuruluşlarının konuyu yargıya taşıması halinde, bu düzenlemenin yargı kararı ile ortadan kaldırılması kuvvetle muhtemeldir.

Mehmet Bülent Deniz

420,3 Milyon YTL.lik "Seni Seviyorum"




Sizin Sevginiz Kaç Para?..


Bir 14 Şubat fırtınasını daha geride bıraktık...

Küresel kapitalizm, tüketiciye oynadığı oyunun yeni perdesini bu yıl da açtı ve tüketici sadece Türkiye'de "seni seviyorum" demek için kredi kartlarına 420,3 milyon YTL. lik yeni bir yük bindirdi.


Öğretmenler Günü, Anneler-Babalar-Nineler Günü derken son on yıldır tüketicinin başına sarılan yeni dertlerin şampiyonu hiç kuşkusuz "Sevgililer Günü" muhabbeti.


14 Şubat'a yaklaşırken başlayan promosyonlar, kırmızı kalplerle bezenmiş vitrinler her yanı sararken, tüketici adeta "seni seviyorum" demeyi alacağı bir hediye ile söylemeye mecbur tutuluyor. Kredi kartlarına asılan tüketicinin aldığı hediye ile sevdiğine duygularını ne kadar ifade edebildiği de tartışmalı.


Sevgilisinin belki de hiç kullanmayacağı bir şeyi hediye eden, hediye aldığının bir üst modelinin bir sonraki gün vitrinde satışa sunulduğunu gören sevgili için, içine düşülen trajkomik durumdan daha beteri ödeme günü geldiğinde iyice kabarıklaşan hesap ekstreleri oluyor.


Tüm bunları TVnet'de, haber kuşağında anlattık. Yıllardır anlatıyoruz. Ama görüyoruz ki, "Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok"


Aziz Valentin de, yattığı yerden acı acı gülüyordur herhalde...

7 Şubat 2008 Perşembe

İdam Durdu. Ya Sonra?...

İdam Durduruldu

İnternetten edindiği kadın haklarına ilişkin bildiriyi üniversitede dağıttığı için idama mahkum olan Kambaks'a verilen cezanın infazı, dünya kamuoyundan gelen tepkiler üzerine durduruldu.

Afganistan yetkilileri idamın durdurulduğunu ve Kambaks için yargı sürecinin yeniden işletileceğini açıkladılar.

"Küresel 301"de son durum bu...

3 Şubat 2008 Pazar

Yayla, Kambakş...Küresel 301 Sorunu










Düşünce Özgürlüğü; Hemen, Şimdi, Herkes İçin, Her Yerde



"Düşüncelerinizin hiçbirine katılmıyorum. Ama bunları özgürce ifade edebilmeniz için sonuna kadar yanınızda olacağım."

Bu sözlerin üzerinden 250 yıldan fazla zaman geçti.

Voltaire'den günümüze, değişen çok şey yok.

Daha dün ülkemizde Atilla Yayla'ya düşündüklerini açıkladığı için ceza verdik.

Bugün Afganistan'da, Said Pervez Kambakş kadın hakları konusunda bir bildiriyi üniversitesinde dağıttığı için idama mahkum oldu.

Neyi bekliyoruz?

Bir gün sıranın bize gelmesini mi?

Konut Kredisi Kullanırken Aldanmayın!..


Konut kredisinde 'düşük faiz' oyunu
Ev alacaklar, kredilerinde gerçek faiz oranını görmek için ne yapmalı?




03 Şubat 2008


Bankaların komisyon oranları yüzde 5'e kadar yükselebiliyor. 100 bin YTL kredi için ortalama 3.5 bin YTL masraf ödeniyor. Gerçek faiz oranını anlamak için yeni ürün “masrafsız kredi”ye bakmak gerekiyor.Güneri İnşaat Satış ve Pazarlama Müdürü Tuba Buyurgun Elmas, konut kredisi kullanacak kişilerin, bankaların sadece vade farkı oranlarına bakarak değil masraf kalemlerini de inceleyerek seçim yapması gerektiğini vurguladı. "Kredi kullanacak kişilere vade farkı oranı cazip gelirken bunun yanında bankalara ödenmesi gereken masraf kalemleri değişebiliyor" diyen Elmas şöyle devam etti: "Kredi kullanırken toplam tutarın yanı sıra ek ödemelerin de ne kadar tutacağı önemli. Bazı projeler müşterilerini bu masraftan muaf tutabiliyor, konut seçiminde toplam tutara bakılırken bunlar göz ardı edilmemeli." Projelerin kendi imkanları dahilinde bankalarla özel olarak yaptıkları anlaşmaların faiz oranlarını aşağı indirdiğine dikkat çeken Elmas, kullanıcılara kredi kullanımında bunların karşılaştırmasını iyi yapmalarını önerdi.




BANKADAN ÖNCE PROJEYİ SEÇİN

Bankaların farklı uygulamalar yapmakla birlikte toplamda kullanılan kredinin yüzde 1 ile 3.5'u oranında kredi dışı bir maliyet ortaya çıkardıklarını belirten Elmas "Bu bankadan bankaya değişiyor. Alacağınız konutla bankanın yapacağı anlaşma burada önem kazanıyor. Örneğin biz İkebana Evleri'nde Kuveyt Türk ile sadece yüzde 1 komisyon ödenme üzerinde anlaştık. Bunun dışında kullanıcı hiçbir yan ödeme yapmıyor" dedi.



PROJELER ORTA GELİRLİYE YÖNELDİ

Lüks konut pazarının doyduğunu, inşaatta orta gelirliye yönelik projelerin öne çıktığınıs öyleyen Tuba Buyurgan Elmas, aylık geliriyle kredi faizini ödeyecek olan ve tüm birikimini yatıran orta gelirli için yüzde 1'lik oranın bile önemli olduğunu söyledi. Tüketicilerin artık alacakları ev konusunda çok bilinçli hale geldikleri ve "Su taşkın dedektörü var mı yok mu?" diye sorduklarını bile hatırlatan Elmas, konut kredisi alırken de aynı hassasiyeti göstermeleri gerektiğini ifade etti.




TÜM MALİYETLERİ İLAN ETMEKLE MÜKELLEFLER

Tüketiciler Birliği Eski Başkanı Bülent Deniz, Tüketici Yasası'na göre bankaların, reklam yaparken kredinin tüm maliyetlerini ilan etmekle mükellef olduğunu ifade etti. Uygun faiz oranı üzerine bankaya başvuran bir tüketicinin, başvuru sonrasında hayli kabarık bir dosya masrafı ile karşı karşıya kaldığını belirterek bunu "aldatılma" olarak niteledi. Bankaların ayrıca hayat ve afet sigortası için anlaşmalı şirketlere prim ödenmesini şart koştuğunu da belirten Deniz "Tüketici daha uygun primler ödeyeceği sigorta şirketini seçebilir" dedi.



100 BİN YTL KREDİNİN MALİYETİ 3500 YTL

Tüm birikimini yatıran ve uzun süreli kredi ödemesine imza atanlar için de bankalar için de her kuruşun değeri var. 100 bin YTL kredi için dosya masrafı, ekspertiz ücreti, zorunlu doğal afet, konut ve hayat sigortası masrafları ortalama 3.500 YTL tutuyor. Finansbank'ın paketlerinde bankanın anlaşmalı sigorta şirketleri tercih edilirse düşük faizli ihtiyaç kredisi kullandırılıyor. Garanti Bankası yüzde 1'i oranında dosya inceleme masrafı talep ediyor. Oyakbank ise 1.21'le 144 aya uzayan vadelerle kullandırdığı kredi için yüzde 5 dosya masrafı istiyor. Yapı Kredi Bankası'nın masraf hanesinde ise 250 YTL'lik avukat ücreti yer alıyor. Akbank, sigorta masraflarının dışında yüzde 2 komisyon ve 1.000 YTL hizmet bedeli alıyor.